top of page

Yeteneğin Ötesinde Bir Sanatçı İnşa Etmek

17 Eki
4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 10 saat önce


Opera dünyasında başarıyı sadece "güzel bir sese" bağlamak en sık düşülen tuzaklardan biridir.


Sahneye çıktığı an gözümüzü alamadığımız, ses tınısıyla bizi çarpan sanatçıları dinlediğimizde ilk tepkimiz genellikle ulaşılmaz görünenin verdiği hayranlıktır. Doğal ses kalitesi, müzikal sezgi, o tarifsiz sahne ışığı, karizma... Evet, bazı şarkıcılarda bunlar gerçekten doğuştan var gibi durur ve hemen fark edilir.


Ancak benim kendi çalışmalarımda ve gözlemlerimde her zaman vurguladığım bir ayrım var: Bir özelliğin doğal olarak güçlü olması, o özelliğin sizi profesyonel hayatınızda ne kadar ileri götüreceğinin garantisi değildir.


Şan eğitimi sadece elimizdeki malzemeyle değil, o malzemeyi nasıl işlediğimizle ve nasıl sürdürülebilir bir kariyere dönüştürdüğümüzle ilgilidir. Bir şarkıcının sesi olağanüstü olabilir fakat çalışma alışkanlıkları zayıfsa, metinle kurduğu bağ yüzeyselse veya teknik pürüzleri sürekli erteleyip sadece yeteneğine güveniyorsa, bu avantajın ömrü ne yazık ki çok kısadır. Öte yandan, ilk dinleyişte seyirciyi çok da çarpmayan bir şarkıcının sabrı, merakı, sahne zekâsı, teknik istikrarı ve sanatsal kararları ile yıllar içinde onun sahnede devleştiğini görebiliriz. Bu yüzden eğitimde sorulması gereken asıl soru "Ne kadar yetenekliyim?" değil, "Elimdeki yeteneği nasıl kullanıyorum?" olmalıdır.


Yetenek Nereden Başladığınızı, Çalışma İse Nereye Gideceğinizi Belirler


Konservatuvar yıllarımdan ve stüdyomdaki şan derslerimizden aşina olduğum bir tablo var, o da herkesin kuvvetli çizgisinin farklı olduğu. Kimi zahmetsizce tizlere çıkar, kimi duyduğu melodiyi anında hafızasına kazır, kimisi de sahnede o kadar rahattır ki sanki orada doğmuştur. Bunlar her zaman harika avantajlar ve bu nedenle de "Yetenek diye bir şey yok, her şey çalışmak" demek, opera gibi son derece fiziksel ve bireysel farklılıkların belirleyici olduğu bir alanda pek gerçekçi olmaz.


Ancak doğal avantajlar size sadece iyi bir başlangıç sağlar. O avantajın neye dönüşeceğini çalışma alışkanlıklarınız belirler. Başlangıçta her şeyi çok kolay yapan, sesi doğal bir şekilde oturan öğrenci pohpohlanıp kendi haline bırakıldığında, gerçek hayatta profesyonel beklentiler yükselip repertuvar zorlaştığı vakit kendine çalışma sistemi kurmayı bilmediği için aniden duvara çarparsa bunun telafisi zor olur. Oysa en başından itibaren analiz yetileri beslenen veya tekniğini sürdürülebilir bir şekilde yönetmeye yönlendirilen öğrenci, o süreçte nasıl çalışması gerektiğini öğrenir. Bu bilgi, genç bir sanatçının sahnedeki varlığı için en değerli donanımdır.



Çok Çalışmak Değil, "Nasıl" Çalışacağını Bilmek


Günde kaç saat çalıştığınız tek başına bir başarı ölçütü değildir. Hatta ses tellerimiz söz konusu olduğunda, özellikle de oturmamış bir teknikle, daha fazla her zaman daha iyi demek de değildir. Asıl mesele, çalışmanın niteliğidir.


Bir problemle karşılaştığınızda onu tanımlayabiliyor musunuz? Aynı şeyi defalarca, körü körüne tekrar etmek yerine yaklaşımınızı değiştirebiliyor musunuz? Metni, dili ve ritmi sadece doğru sesi çıkarmaya indirgemeden ele alabiliyor musunuz?


İyi bir çalışma sistemi, yalnızca hatasız bir performans üretmek için değil, size zamanla bağımsız düşünme yeteneği kazandırmak içindir. Çünkü öğrencilikten çıkıp profesyonel hayata adım attığınızda, prova odasında hocanız yanınızda olmayacak. Şef her detayı size söylemeyecek, rejisör karakterin psikolojik haritasını sizin için çözmeyecek. Kendi sorularınızı sormayı bilmeniz gerekecek.

"İnsanlar sesimin sadece doğuştan gelen bir armağan olduğunu düşünüyor. Evet, bu bir armağan ama her gün, hiç durmadan, bıkmadan çalışmayı gerektiren bir armağan." — Luciano Pavarotti

Disiplin Yaratıcılığı Boğar mı?


Yaratıcılığın çoğu zaman plansızlık, kuralsızlık veya sadece ilham geldiğinde ortaya çıkan bir şey olduğu sanılır. Oysa operada yaratıcı özgürlüğün doğabilmesi için önce belirli şeylerin zeminine iyice oturması gerekir. Bir aryayı söylerken hala notaları hatırlamaya çalışıyor, nefes yerlerinden emin olamıyorsanız, orada yorum yapacak, hikaye anlatacak zihinsel alanınız kalmaz.


Teknik çalışma, yaratıcılığın düşmanı değil, tam tersine onun en güçlü altyapısıdır. Tekniğinize ne kadar güvenirseniz, sahnede seyirciyle ve mesleğinizle o kadar gerçek bir bağ kurarsınız. Kör ve katı bir disiplin sizi robotlaştırabilir ama esnek olabilen, tasarımcı bir disiplin yaratıcılığınıza devasa bir alan açar.


Her nefesi, her jesti, her duyguyu önceden milimetrik olarak kontrol etmek performansı güvenli ama ruhsuz hale getirebilir. Opera canlı bir sanattır. O performans sırasında heyecanın etkisi biraz daha fazla olabilir, şefin temposu provalardakinden farklı hissettirebilir, bedeninizin enerjisini takip etmeniz gerekebilir. Hazırlıklı olmak ama donup kalmamak, planlı olmak ama anın getirdiği ihtimallere açık kalabilmek gerekir.


"Tekniğiniz o kadar kusursuz, o kadar sağlam olmalı ki, sahneye çıktığınızda onu tamamen unutup sadece müziğe ve karaktere odaklanabilmelisiniz." — Maria Callas

Yetenek Her Zaman Doğuştan Gelmez


Genç şarkıcıların sevdikleri ustaları taklit etmesi öğrenme sürecinin çok doğal bir parçasıdır. Callas'ın ifadesine, Kaufmann'ın renklerine, Bartoli'nin çevikliğine hayranlıkla bakmamak imkansız. Belki bir süre onların frase anlayışını ödünç alabilirsiniz. Ancak gelişiminizin bir noktasında "Peki ben ne duyuyorum? Bu cümle bana ne hissettiriyor? Müziğin bu kısmı bedenimde nasıl bir yankı buluyor?", sorularıyla kendi başınıza yüzleşirsiniz.


İşte o gizemli bir güç sandığımız yeteneğin önemli bir kısmı kişinin kendi algısına güvenmeye başlamasıyla inşa edilir. Sahne varlığı, müzikal kişilik, duygusal cesaret... Bunlar da çalışmayla, deneyimle gelişebilen şeylerdir. Özgünlük, herkesin yaptığının tersini yapmak ya da sahnede şoke edici olmak demek değildir. Özgünlük, çalıştığınız karakterin derisine girebilmek, tekniğin üzerine inşa ettiğiniz yorumunuzun arkasında durabilmek ve kendi düşünce süzgecinizden geçmiş sanatsal kararlar alabilmektir.


"Başka birini taklit ederek asla birinci sınıf bir sanatçı olamazsınız, sadece birinci sınıf bir kopyaya dönüşürsünüz. Sizin sesiniz ve sizin hikayeniz evrende eşsizdir; asıl mesele onu bulma cesaretini göstermektir." — Joyce DiDonato

Gerçek Potansiyeli Ortaya Çıkarmak


Yeteneğiniz size ham bir malzeme vermiş olabilir. Ancak yaratıcılığınızın ona yön verebilmesi yalnızca çalışma alışkanlıklarınızın o malzemeyi işlemesine bağlıdır. Yetenek, çalışma alışkanlığı ve yaratıcılık birbirini beslediğinde, şarkı söyleyen biri olmaktan çıkıp sürdürülebilir bir kariyere sahip özgün bir sanatçıya dönüşürsünüz.


Artık "Yeterince yetenekli miyim?" sorusunu bir kenara bırakın. Kendinize şunları sorun: Doğal olarak güçlü yönlerim neler? Henüz neyi geliştirmedim? Çalışma şeklim beni nasıl bir şarkıcıya dönüştürüyor? Kendi sanatsal fikirlerimi ortaya çıkarmak için kendime alan tanıyor muyum?


Belki de gerçek yetenek, doğuştan size verilmiş tek bir sihirli özellik değildir. En etkileyici sanatçılar, ellerindeki malzemeyi yıllar boyu merak, disiplin ve cesaretle işleyerek kendilerine has o benzersiz kimliği inşa edenlerdir.




Derya Kayaalp
Derya Kayaalp

 
 
 

Yorumlar


Güncel paylaşımlarımı takip edebilmek için abone ol!

Hoşgeldiniz!

© 2023 by Derya Kayaalp

  • Beyaz Instagram Simge
  • Beyaz YouTube Simgesi
bottom of page